Şiddetten Doğan Kadim ve Görkemli Bir Yapının Hikayesi: Ayasofya, Keşif Rehberi

Şiddetten Doğan Kadim ve Görkemli Bir Yapının Hikayesi: Ayasofya

Keşif Rehberi - - tarafından eklendi. Sen De Görüşlerini Paylaş 4 Yorum

Şiddetten Doğan Kadim ve Görkemli Bir Yapının Hikayesi: Ayasofya
Konstantinopolis, bir zamanların kadim şehrinin tam göbeğinde, Roma'nın ihtişamını yeniden canlandırmak için ayaklanmalar ve alevler arasından doğmuş heybetli bir katedral Ayasofya. Savaşlara, depremlere, çökmelere direnen Hagia Sofia (Ayasofya), Bizans İmparatorluğu tarihinin en görkemli kilisesi olmak için tasarlandı.

Başlangıç noktası: Şiddet

Şiddet. Her şey hipodromdaki isyanla başladı. Günümüzdeki Sultanahmet parkı, Roma ve Bizans imparatorlukları döneminde, Hipodrom yani Atmeydanı'ydı. Konstantinopolis halkı, o gün araba yarışları için oradaydı. Son yarışlar da tamamlandı ama hipodrom boşalmamıştı. Önce homurtular duyuldu, sonrasında güçlü sloganlar atıldı. 'Yaşasın zulüm gören Maviler, yaşasın Yeşiller'. İki grup bir araya gelmişti ve hipodromdan sokaklara dökülmeye başlamışlardı. İsyan eden halk valilik binasını bastı ve binayı ateşe verdi. Yangın büyüdü önce senato binasını, sonra da Ayasofya Kilisesi alevlere teslim oldu.
Ayasofyaİmparatora karşı düzenlenen ayaklanmaların çıkış noktası: Jüstinyen'in koyduğu yüksek vergiler. Halk bu vergilerden rahatsızdı ve tahttan inmesini istiyordu. Ayaklanmada eski katedral yani Ayasofya yok olmuştu. Çelişkili bir şekilde bu durum aslında yıpranmış yeni imparatora büyük bir fırsat sunuyordu. Nasıl mı? Tarihte isyanlar sonucu yaşanan yangınlar imparatorun şehrini kendine göre yeniden şekillendirmesine imkan sağlar. Sonuçta Jüstinyen de tüm Roma İmparatorları gibi bu şehre damgasını vurmak istiyordu. Tıpkı Neron gibi. Jüstinyen yeni katedralinin tüm imparatorluktaki en gelişmiş, en güzel ve en ihtişamlı yapı olmasını ve onun hızla inşa edilmesini istiyordu.

Çalışmalar, inşaat alanının temizlenmesiyle, yani yıkımından 1 ay sonra başladı. Bu kadar hızlı davranmasının nedeni hem halkının onun hükümdarlığına olan inancını yeniden kazanmak hem de halkı isyan etmekten alıkoymaktı. Büyük bir inşaat projesi de boş oturan halka meşguliyet sağlamak için birebirdi.
AyasofyaJüstinyen hayalindekini inşa etmeleri için mekanik bilimi olarak bilinen işte yetenekli Tralyesli Antonius ve yaşlı İsidor'u görevlendirmişti. İkisi de mimar olmadığı halde Roma İmparatorluğu tarihindeki en ihtişamlı kiliseyi inşa edecek beceriye sahip olduklarından eminlerdi. Bunu da yapabilmek için dahiyane çözümler gerektiren hırslı bir tasarıma başladılar.

Depremlerle yaşayan bir şehirde büyük bir kubbe inşa edilecekti ama bu hiç de kolay olmayacaktı. 56 metre yüksekliğe 31 metreden fazla uzunluğa sahip kubbe, Ayasofya'yı ihtişamla taçlandıracak tek şeydi. Böylesine iddialı bir tasarımı hayata geçirmek için Jüstinyen'in mimarları mühendislik becerilerinin sınırlarını zorlayacaklar. Ayasofya'nın kubbesi, o kadar büyük olacaktı ki kubbe için kullanılacak olan inşaat malzemesinin çok hafif olması gerekiyordu. Eğer ki hafif malzemeyi bulamazlarsa, yapı kubbeyi desteklemeyecekti.
AyasofyaAyrıca payandalar tarafından oluşturulan dörtgen zeminin üzerine daire şeklindeki kubbeyi nasıl oturtacaklarını da çözmeleri gerekiyor. Çünkü dört büyük kemerin üzerine oturacaktı. Ancak, her bir kemerin en üst noktasına oturunca da fazladan destek olmazsa kemerler ve kubbe çökebilirdi. Bunun için devrim niteliğinde yeni bir yöntemi benimsediler; köşelikler. Sekizgen temel yöntemini oluşturdular ve bu yapı köşeliklerin ilk kullanıldığı bina olarak mimarlık tarihine geçti. Aynı zamanda bu yeni yöntem denenmemiş ve test edilmemiş bir teknikti.

Antonius ve İsidor zaten mühendisliklerinin sınırını zorlamaktaydı. Kemerleri geniş yaparlarsa felaket niteliğinde bir çökme riski oluşacaktı. Katedral yaklaşık 140 metre uzunluğunda olacaktı ve bu alanın büyük bölümünü kilisenin göbek kısmı oluşturuyordu. Bu kadar büyük bir alanı boş bırakabilmek için yaptıkları şey bir mucize değil bir göz yanıltmacasıydı. İki uca da bir uzantı bölümü ekleyerek bunun tavanını yarım kubbeyle kaplamak gibi muhteşem bir fikir buldular. Bu da kilisenin uzunluğunu %50 oranında arttırıyordu. Merkezi kubbeye ayna olan büyük bir yarım kubbe ve ana kubbeyi tutan esas kemere bir destek. Sonra küçük yarım kubbeleri eklediler. Bu, yaşadıkları soruna karşı kesinlikle dahiyane bir çözümdü. Ama halen kubbe için hafif bir malzeme bulamamışlardı.
AyasofyaBunu nasıl yaptıklarını öğrenmek için Ayasofya'nın iddialı inşaatını detaylı bir şekilde anlatan iki eski yazar incelenmiştir. Biri katedral inşa edildikten sadece yirmi yıl sonra imparatorun bu projedeki rolünü övgülerle anlatan Procopius'undur. Diğeri ise Naratio takma adını kullanan gerçek ismi belirsiz bir kaynaktır. Bu kaynak bina yapıldıktan yaklaşık üç yüz yıl sonra yazılmış ve yapının yarı yarıya söylencelerden oluşan hikayesini aktarmaktadır.

Naratio'ya göre Antonius ile İsidor, kubbe için bulabilecekleri hafif maddeyi aramak için Rodos adasına kadar gitmişler. Tuğlaların Rodos'ta yapıldığı varsayılıyor. Ama kili Rodos'tan getirip tuğlayı Konstantinapol'de yapmış da olabilirler. Tuğlaların eşsiz olduğunu düşünen bilim adamları, bu tezlerini doğrulamak için onları normal tuğlalarla karşılaştırmıştır. Yapılan inceleme sonucunda Ayasofya'daki tuğlaların kimyasal oluşumunun çok farklı olduğu görmüştür. İncelenen tuğla kilinin içindeki kalıntı maddeleri, bu kilin Rodos'tan gelmiş olabileceğini kanıtlar nitelikteydi. Tuğla 800 C dereceden az ısıda fırınlanmış. Bu da içinde 1400 ile 1200 santigrat derecede fırınlanan tuğlalardan çok daha fazla gözeneğe sahip olmasını sağlamıştır. Hatta bu tuğlalar o kadar hafif ki suya atılsa yüzerdi. Antonius ve İsidor Rodos'ta aradıkları hafif malzemeyi bulmuşlardı. Bu hafifletme çözümlerine rağmen kubbenin ağırlığı onu taşıyan payandalara muazzam bir baskı yaparak onları yerinden kaydırabilirdi ve payandalar çökebilirdi. Antonius ile İsidor'un bunun için de bir planı vardı.

Koridorları oluşturan kemerler, kubbeyi taşıyan payandaların içine inşa edilmiş durumda. Bu kemerler koridorlar boyunca uzanarak Ayasofya'nın iç iskeletine inşa edilmiş dört büyük ayağı meydana getiriyor. Kubbenin itiş gücünü zemine kanalize ediyor ve üzerlerindeki inanılmaz ağırlığı emiyorlar.

Ayasofya, eli kulağında bir felaket.

AyasofyaAyasofya sadece büyük olmak, güçlü ve yangınlara dayanıklı olmak için tasarlanmadı aynı zamanda güzel olmak üzere de tasarlandı. Jüstinyen, katedralinde sadece en iyi malzemelerin kullanılmasını istiyordu. Bu özellikle en kaliteli mermerden yapılması gereken sütunlar için geçerliydi. Ama mermer pahalı ve zor bulunuyordu. Hepsi bu kadar da değil, Katedrali inşa etmek için sadece beş yılları bulunan Antonius ile İsidor tüm sütunları sıfırdan oyduracak zamana da sahip değildi.

Ayasofya'nın göbek kısmının iki tarafında bir çift devasa sütun bulunuyor. Bu sütunların her biri Soma mermerinden. Ama yakından incelendiğinde bazılarının diğerlerinden en az 30 cm daha kısa olduğu fark ediliyor. Bu da tam ölçüye göre kesilmektense yeniden kullanıldıklarını gösteriyor. Yapının üst katlarının inşasına başladıklarında Antonius ve İsidor, sütun sırasını kısaltıp üst kattaki sütunların konumunu değiştirdiler. Sütunların ilk başta oturtulması planlanan işaretli yerleri gösteren yuva hala dış sütun sırasında görülebilmektedir.

Antonius ile İsidor her adımda binayı kendi lehlerine kullanmanın ve inşa sürecini hızlandırmanın yollarını düşünüyordu. Ne yazık ki kubbe üzerinde çalışmaya başladıklarında tasarımlarındaki temel sorunlar onların aleyhine işlemeye başlamak üzereydi.

Antonius ile İsidor Ayasofya'yı dikkate değecek kadar kısa sürede inşa ettiler.

Karşınızda her gün karşılaşamayacağınız cinsten baş belası bir müşteri olduğunu, onun da bir Roma İmparatoru olduğunu ve işi yanlış yaparsanız muhtemelen kellenizi uçuracağını düşünün. Onlar da tüm Bizans İmparatorluğu tarihi boyunca girişilmiş en iddialı katedral projesini aldılar ve tarihin en talepkar imparatorlarından biri için yapmaya başladılar.

Galeri seviyesine yükselip buradaki bölmeler için tuğladan kemerleri inşa etmeye, kubbe için ana kemerler üzerinde çalışmaya başladıklarında, yan payandalar üzerine muazzam baskı oluştu. Baskı öyle bir arttı ki yapmaları gereken şeyin fazladan bir destek ayağı daha inşa etmeleri gerektiğini anladılar.

Bu süper yapının ağırlığı o kadar büyüktü ki baskıya uğrayan tüm kemerlerin şekli bozuldu. Artık hiçbiri yarım daire şeklinde değildi. İstemeseler de yapabilecekleri tek şey vardı. Antonius ile İsidor payanda ayaklarının yüksekliğini artırdı. Fazladan destek sağlayıp onu daha güçlü kılmak için en tepedeki kemerin içini doldurdular. Ama bu yine de yeterli değildi. Katedralin bazı yerlerinde günümüzde dahi kubbenin ağırlığının bazı sütunları nasıl dışarı büktüğünü görebilirsiniz.
AyasofyaAntonius ile İsidor'un ilk tasarımlarında kubbe, büyük kemerlerin üzerlerine kusursuz bir yarım daire şeklinde oturuyordu. Payandalar üzerindeki yana doğru itişi en aza indirmek ve tüm yapı boyunca sabit ve eşit bir baskı oluşturmak böyle bir yapı için en makbul tasarımdı. Artık temel kare şeklinde olmadığı için kusursuz bir daire elde etmek imkansızdı. Yapabilecekleri tek şey bu orantısız ebatları kapsayacak şekilde daha dar kavis çizen elips şeklinde bir kubbe inşa etmekti. Bu da tehlikeli bir şekilde güvensiz olan bir tasarımdı.

Onların pek az seçenekleri vardı. İnşaat başladığından beri dört yıldan uzun süre geçmişti. Antonius 534'te öldü. İsidor, uğruna çalıştıkları her şey başlarına çökmeden önce bir çözüm bulması gerektiğiniz biliyordu. İmparator durmadan sıkıştırdığı için kaçınılmaz olana boyun eğiyor ve mimarlarına bu sefer bir silindirin üzerinde elips şeklinde bir kubbe inşa etmelerini söylüyor.
AyasofyaKubbeyi yerleştiren yaşlı İsidor artık ilgisini katedralin dekorasyonuna çevirir. Ayasofya'nın içi gerçekten çok muazzam. Duvarları ve zemini mermerle kaplı. Sütunların üst kısımları itinayla oyularak süslenmiş ve tüm bina boyunca ihtişamlı mozaikler altın renginde parlıyordu.

Ayasofya'nın günümüzdeki iç dekorasyonu Jüstinyen'in zamanında olduğundan oldukça farklıdır. Yüzyıllarca iç bölüme eklenen birçok mozaik, imparatorluk portreleri, kraliyet ailesinin resimleri, İsa'nın resimleri vardır. Bunlar Jüstinyen'in zamanından sonra eklenmiştir. Ayasofya'nın sade dekorasyonun ardında faydacı bir sebep de vardır. Çünkü dekorasyon ne kadar sade olursa o kadar çabuk katedral tamamlanırdı ve Jüstinyen katedralinin rekor bir zamanda tamamlanmasını istiyordu. Ayasofya gibi boyutlarda ve güzellikte bir binayı daha önce kimse görmemişti. İnşaatı başladıktan yaklaşık altı yıl sonra İmparator Jüstinyen yeni katedraline görkemli bir törenle giriyordu. Jüstinyen dahi anıtının tehlike altında olduğunun farkındaydı. Binanın ağırlığı o kadar fazlaydı ki mermer sütunlarının bükülmesine neden oluyordu.

14 Aralık 557 Jüstinyen'in kilisesi yirmi yıldır ayakta dururken büyük bir depremle sarsıldı. Deprem kubbeyi feci bir şekilde çökertti ve Jüstinyen onu onarmaları için bir işçi ekibini görevlendirdi. Bu yılın 7 Mayıs günü büyük kilisenin kubbesi onarılırken tapınağın üzerindeki güney bölmesi çöktü. Kimsenin fark etmediği şey depremin ne kadar büyük bir sorunu açığa çıkardığıydı.

Belki de şansına denilecek derecede İsidor kilise tamamlandıktan sonra 20 yıl içinde ölmüştür. Böylece onun hatalarının yol açtığı hasarı onarma sorumluğu İsidor'un yeğeni genç İsidor'a geçmiştir.

Kubbenin tekrar çökmemesini nasıl sağlayacaktı?

Ayasofya557'de çöken ve yerine genç İsidor'un inşa ettiği kubbe muhteşem bir tasarım harikası. İsidor sorunun temelinde kubbenin üzerinde oturduğu silindir olduğunu fark ediyor. Silindiri kaldırırsa yapının en zayıf halkasından kurtulacağını da anlıyor. Böylece, kuzey ve güney kemerlerinin üst kısımlarını yeniden tasarlıyor. Kubbe artık kusursuz bir yarım daire değildi ama daha sağlamdı.

Genç İsidor'un en zekice seçimi işi aceleye getirmemek oldu. Kubbeyi onarması dört yılını aldı. Bu da kendinden öncekilerin tüm kiliseyi inşa ettiği zamanın üçte ikisinden fazla. İşini şansa bırakmıyordu. Yaşanan birçok depreme rağmen onun kubbesi 1400 yıldan uzun süredir ayakta.

Kayda değer bir mühendislik harikası yapı.

AyasofyaKatedrali detaylı olarak incelediğinizde Antonius ile ortağının yapıdaki zayıflıklara karşı korunmak için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını görebilirsiniz. Ayasofya'ya baktığınızda pencereler görürsünüz. Panteon da ise çatlaklar var bunun sebebi ise çatlakların bulunduğu yerde binanın üzerinde gerilim olmasıdır. Gerilim varsa çatlama olur, bu yüzden yaklaşımları şöyleydi; zaten eninde sonunda çatlayacaksa orayı malzemeyle doldurup çatlamasına neden izin verelim? Bu yüzden oraya pencereler koydular.

İnşa edilirken bile depremler yaşandı ve buranın bir deprem bölgesi olduğunu bilerek sütunların içerisine şok emiciler inşa edildi, sütunların temelinde ve tavanında kurşun kullanıldı. Bu da dahiyane bir çözümdü. Çünkü kurşun, sütunun belli bir dereceye kadar ileri geri esnemesine izin veriyordu ve yapının neredeyse 1500 yıldır ayakta kalmasını sağladı.

Ama hikaye burada bitmiyordu.

Ayasofya1453'te Konstantinapol Osmanlıların eline geçti. Ve Ayasofya bir camiye dönüştürüldü. İnananları ibadete çağırmak için dört güzel minareye sahip oldu. Tam karşısına inşa edilen Sultan Ahmet Cami, Ayasofya'nın cami tasarımları üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olduğunu gösteriyor. Hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar için bir sembol olan Ayasofya gerçekten muazzam ve görkemli bir yapı.
4 misafir tavsiyesi
  • Tarihe Göre Listele
  • En Faydalılar
4
/

-

Baştan sona keyifle okudum, elinize sağlık. Tahmin ediyorum halihazırda İstanbul'da yerleşik nüfusun dahi çok büyük bir bölümü halen bu muhteşem yapıyı ziyaret etmemiştir. Mutlaka görülmeli, gezilmeli. Uzun, keyifli ve doyurucu bir belgesel izlemiş gibi hissettim kendimi. Tekrar elinize sağlık.

  • Faydalı buldum (3)
  • Faydalı bulmadım (0)
4
/

-

Mimar Sinan bu kubbeyi geçmiştir. Bunu neden belirtmiyorsun? Yoksa başka bir amaç mı güdüyorsun? Yazıyı beğenmedim. Tek yanlı Hristiyanlık propagandası gibi geldi bana.

  • Faydalı buldum (0)
  • Faydalı bulmadım (4)
4
/

-

Doğan Bey, bu yazımda sadece Ayasofya'nın yapılış evreleri ve yapım sürecinin nasıl ilerlediğini anlattım. Herhangi bir yapı ya da tarihi kişilik ile ilgili bir kıyaslama yapmadım. Ayrıca Mimar Sinan ile ilgili yazıma da göz atabilirsiniz; Mimar Sinan'ın Gezmeye Doyamayacağınız Eserleri

  • Faydalı buldum (2)
  • Faydalı bulmadım (0)
4
/

-

Ayasofya'nın yapılışı hakkında o kadar çok yazı okumuştum ki. :) Hiçbirisi bu kadar detaylı değildi. Müthiş bir araştırma ve bilgilendirme yazısı. Teşekkürler Sevgi. Hiçbir dini ayrım gözetilmeden yazılmış. Bir solukta okudum. Yüreğinize ve elinize sağlık.

  • Faydalı buldum (3)
  • Faydalı bulmadım (0)

Son İncelenenler